Otizm

OTİZM

Otizm, yayılmış gelişim bozukluğu denilen hastalık grubunun bir parçasıdır. Otizmde, sosyal etkileşim ve iletişimde sorunlar görülür. Bu gelişim bozukluğu, genellikle çocuk üç yaşına geldiğinde görülür; belirtileri içe kapanma, başka insanlara tepkisizlik, etkinlik ve ilgilerde azalmadır. Bilimsel kanıtlar otizme, sinir sisteminde kalıtsal bir hastalığın, beyinde bir özrün (doğum öncesi ya da sonrası), metabolizma hastalıklarının, virüslerin yol açtığı enfeksiyonların ya da hastalıkların neden olabileceği bir sorunun yol açtığını göstermektedir. Erkek çocuklarda görülme sıklığı, kızlardan dört kat fazladır. Otizmin çeşitli dereceleri vardır.

Orta derecede otizm görülen çocuklar, başarılı olabilmektedir; hastalığın daha şiddetli biçi minde, çocuk göz temasından kaçınır; dış dünya ve kendi ailesi de içinde olmak üzere insanları anlamaz. El çırpma gibi davranışları yineler. Otizm, zeka geriliği ile karıştırılabilmektedir. Otistik çocuklar, duygularını gösterebilirler; ancak kendi koşulları altında. Düzen çok önemlidir; herhangi bir değişiklik, çocuğun durumunda büyük bir bozulmaya yol açabilir. Otizm, dış dünyaya anlam verme yetisini de etkilemektedir. Otistik çocuk için dünya bir karmaşadır. Konuşma yetisi hiç yoktur ya da çok az gelişmiştir.

Otistik çocuk, iletişim kurmaya çalışmaz, mimikler ve jestler yapmaz, sesleri taklit etmez ya da normal dil gelişiminde görülen diğer özellikleri göstermez Bir başka belirti de ekolali olarak bilinen ve sürekli, amaçsızca ve sanki istemdışı olarak bazı sesleri ya da sözcükleri yinelemek biçiminde görülen davranıştır. Otizm önlenemeyen ve tedavisi olmayan bir hastalıktır; ancak erken tanının çok büyük yararları olmaktadır. Çocuğun, deneyimli bir çocuk psikoloğu ya da psikiyatrı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Çocuk, üç yaşından itibaren, okulla ve toplumla bütünleşmesini amaçlayan bir programa katılabilir Otizmde değişiklik sağlayacak bir ilaç tedavisi henüz bulunmamıştır.

DİKKAT

EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

Daha önce hiperaktiviteolarak bilinen bu hastalık, dikkati yoğunlaştıramama, aşırı hareketlilik ve genellikle sinirlilik ve saldırganlıkla birļeşmiş tepkisel, yıkıcı davranışlarla kendini göstermektedir. Dikkat eksikliği ise hiperaktivitenin olmadığı, daha az görülen, benzer bir bozukluktur. Her iki bozuklukta da çocuk arkadaş bulmakta zorlanır Bu alandaki istatistikler, ülkelere göre değişmektedir. Örneğin, ABD'de erkek çocukların yüzde 10-15'inde bu iki hastalık görülmektedir, Avustralya'da ise bu oran yüzde 2 ile 6 arasındadır.

Erkek çocuklarda, kızlara göre daha fazla görülmekte ve genellikle okul çağında ortaya çıkmaktadır, çok az sayıda çocukta ise doğuştan olduğu bilinmektedir Ancak genellikle bu çocuklarda bir bozukluk olduğu düşünülmemektedir. Bu hastalığın, temel olarak ailedeki biyolojik bir hastalıktan; çevresel, kalıtsal ve sosyal etkenlerden eşit derecede etkilendiği düşünülmektedir. Tedaviler. Tanı ve yanlış tanı Bu hastalığın tanısı yanlış konabilir, bu nedenle tam ve geniş kapsamlı bir incelemenin yapılması gerekir. Tanı ölçütü, yerinde duramama, sürekli hareket etme, bir yerde uzun süre oturamama ve kendisinden istenenleri yapmakta zorlanma gibi belirtilerdir.

Ayrıca çocuk sürekli gürültü çıkarır ve konuşur; söylenenleri dinlemiyormuş gibi görünür, bir şeyler kaybeder ve sonuçlarını düşünmeden, fiziksel tehlike yaratacak hareketlere girişir. Tedavide ebevynler, öğretmen, psikolog ve hekim olmalıdır; ayrıca öğrenme güçlüğü gibi diğer olasılıklar da araştırılmalıdır. Okulda derslerle ilgilenmeyen ve öğrenme güçlüğü olan çocuklarda; dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu olduğu düşünülebilir. Bazı uzmanlar, bunun gerçek bir hastalık olduğundan kuşku duymakta; bazıları da, anne babalar çocukların davranışlarını farklı algıladıklarından, bunun öznel bir değerlendirme olduğuna inanmaktadır.

Çocukların yüzde 12-20'sinde çeşitli öğrenme güçlükleri görülmektedir, bunların yüzde 2-4'ünde de bu sorun daha şiddetlidir; Çocuk dinlemekte, konuşmakta, okumada, yazmada zorluk çekiyorsa ve matematiksel ya da düşünsel konularda sorun yaşıyorsa, öncelikle onun tüm bunlara yeterince dikkat gösteremediği düşünülür ve böylece sorna yanlış tanı konulabilir. Bu nedenle, bu hastalığın tanısından önce öğrenme güçlüğü olup olmadığı iyi değerlendirilmelidir. Depresyonda olan çocukların özgüveni düşük olduğundan, depresyon da dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuyla karıştırılmaktadır. Çocukların yüzde 1-3'ünde depresyon görülmektedir ve bunun fark edilmesi zordur.

Uyku sorunlarının da, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun nedenlerinden biri olduğu öne sürülmektedir. Antisosyal davranışların tedavisi için, erken tanı çok önemlidir. Tedavi Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde; kısa süreli ilaç tedavisiyle birlikte, davranış ve eğitimle ilgili yöntemler ve aileye yönelik psikolojik danışmanlık yöntemi kullanılmaktadır. Beslenmeye ilişkin kisıtlamalar ve müdahalelerin etkisi konusunda kanıt yoktur, ayrıca artık uygun bulunmamaktadır. Yeterli beslenme, büyüme için önemlidir ve hiperaktivitenin çözümünü amaçlayan birçok beslenme biçimi, çok sınırlandırılmıştır.

Bu hastalığın tedavisinde sıkça kullanılan beyin uyarıcı ilaçların uzun süreli kullanımı tehlikelidir; bazı araştırmalarda, bunun ileride kokain bağımlılığına yol açabileceği öne sürülmektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisi basit değildir. Tedavinin başarısı için birçok kişinin desteği gerekmektedir. Çocuk büyüdükçe bazı davranışlar düzelir; ancak bazı zorluklar yetişkinlikte de devam eder. Tartışmalı olsa da dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna, yetişkinlerde de rastlanmaktadır.

Kullanıcı yorumları

0 yorum

Giriş yap

Yorumlar yükleniyor...